Büyük lokma ye, yiyebilirsen!
Yazar M.Gökay Borulday | Kategori bi sürü şey | Tarih 30-05-2009
3
Oyuncular: Kocaman balık kafaları, martılar, insanlar
Çok olmadı göreli, balık kafalarını paylaşamayan martıları.
‘Mekân, Üsküdar Balık Pazarı önü. Balıkçılar akşam haliyle tezgâh kapatırken ayıklanmış balık parçaları bir yerde toplanarak, sokak mahlûklarının karın gurultularını dindirebilmek için yığın yapılır. O günün kısmeti, büyük balıkların kafaları vardır atılacaklar arasında ve atılır.’
Martılar bunu gördü ve bende martıları. Martılar balığın kafasını bir lokmada nasıl yutabileceğini hesaplarken, ben de ne kadar insana benzediklerini hesap ettim. Çok fazla benziyorlar insana.
Ben martıları çok severdim. Sevmekten vazgeçtiğim gün ise, birazdan klavyemden cümlelere dökülecek zaten…
Onlarca martı düşünün ve 10m2 ‘lik bir alan. 5-6 tane balık kafası ve kulakları sağır eden sesler. Seslerin sebebi, balık kafalarını “bir” lokmada yutmak isteyen martıların huysuz ihtiyarlar gibi kavga etmesi ve balık kafalarının büyüklüğünden dolayı hiçbirinin yutamaması. En kuru gürültü sahibi martı geliyor ve balık kafasını gagası arasına alarak; başını, saçları beyaz duvakla kaplı bir gelin gibi gökyüzüne dikip vahşice koca kafayı yutmaya çalışıyor. Sonuç; başarısız olan martı sinirlenerek daha fazla bağırmaya başlıyor ve etrafa attığı bir iki naradan sonra, balık kafasını oracıkta bırakarak kanlı ağzıyla uçup gidiyor. Şansını denemek isteyen bir başka martı hızla dalışa geçiyor ve kafanın etrafına çoktan üşüşmeye başlamış olan çapulcu martıları kovalayarak kendisi “bir lokma”da işi halletmek istiyor. Sonuç; hüsran! Üçüncü martı, dördüncü martı… Hiçbirinde sonuç değişmiyor; hepsine sahip olmak isteyen bireylerin düşünce yapısı sonucunda, kendileri dâhil olmak üzere hiç kimse bir şey yiyemiyor. Sesten rahatsız olan civar esnaf elinde süpürge, ağzında sigara hepsini kovalıyor ve balık kafalarını dükkânına aldığı kedilere yediriyor. Martılar ise; dükkânın sacdan çatısı üstünde pençelerini geçirmek istercesine gezinerek, kem gözleri ve kanlı ağızlarıyla etrafı süzüyor.
Bu mahlûkların neresi insana benziyor peki? Bence benim burada söylememe gerek yok bunu.
Yeni favori kuşum; güvercin =). Naif bir mahlûk, yutabileceğinden büyük lokmaları gagasına alır, başını güçlüce sallar ve parçalar. Parçalanan lokma etrafa dağılır ve gider payına düşeni alıp yer; ancak o payını yerken, diğer parçalar çoktan komşularının midesine inmiştir. Sonuç; herkes “az çok” bir şeyler yemiştir! Gerçi bu sistemin tüm güvercinler için geçerli olduğunu düşünürsek ortaya çıkan milyonlarca kırıntı herkesin “çok çok” bir şeyler yemiş olmasını garanti eder. Hatta civardaki serçeler bile “alıp kaçırabilecek” kayda değer lokmalar bulabilir. Birde alıp kaçan serçeler var değil mi? =) Bence hiç o kısma girmeyelim. Bilelim yeter…


Anafikir güzel, fakat masum bir yazı içinde çok fazla kan kelimesi geçiyor sanki. Herşey bir yana “saçları beyaz duvakla kaplı bir gelin gibi gökyüzüne dikip vahşice koca kafayı yutmaya çalışıyor” benzetmesi benim bittiğim andır. :D
Pekte masum bir yazı değil bence ya =) Anafikri bile masumiyetten uzak. Ama “kan”a tolerans gösterildiği doğru ;)
Benzetmeler, gelen tezahüratların şiddetine göre devam edecektir =]
güzel yazı olmuş gökay…