Harry Potter ve “Melez Prens”
Yazar M.Gökay Borulday | Kategori bi sürü şey | Tarih 19-07-2009
0
Herkesin hayatında özel bir kitap, özel bir seri velhasıl özel bir şeyler olur ya; benim özellerimden bir tanesi Harry Potter serisidir. Kitap okumayı bu seri sayesinde sevdim, her kitabını en az 5 kere okudum ve “Evrim Teorisi”ne inanan herkes (bu teoride büyük açıklar olmasına rağmen), J.K.Rowling’in felsefe düzeyindeki dünyasının varlığına en az benim inandığım kadar inanmaları gerekir diye düşünüyorum. Çünkü hiç prüz yok, her şey yaşadığımız dünya üzerindeki eksik parçaları dolduruyor. “Vay be, harbiden söylediği gibi olabilir!” nidası her Harry Potter okurunun ağzından çıkmıştır diye düşünüyorum.
Yaşadığımız dünyadaki boşluklara örnek mi istiyorsunuz? Düşünmenize yardım edeyim…
Herkesin günlük rutin bir yolu vardır herhalde. İşten eve, okuldan eve…vs. Tüm bu gittiğiniz yol boyunca; daha önce onlarca kez önünden geçtiğiniz halde, haftalar, aylar, hatta yıllar sonra fark ettiğiniz bir bina, farklı bir yapı, güzel bir bahçe, değişik bir tabela…vs gibi şeyler gördünüz mü? Gördüğünüz de şaşırdınız mı? J.K.Rowling; insanların, dikkatsizlik ve rutinin içinde ayrıntıyı fark edememe zaafından faydalanarak kuruyor sihirli dünyasını. Bizim dikkatimizden kaçan her şey bizden farklı olanlara ait. Dikkatimiz dağıtılıyor ve bu koşuşturmamızdan, yanlış şeylere odaklanmış olmamızdan dolayı pek zor olmuyor. Kitapta Harry’nin çömezken sorduğu sorulardan birine verilen yanıt beni çok etkilemişti.
(Özetle)
Harry: “İnsanlar bu garipliği fark etmiyorlar mı?”
Cevap:”Onlar neye dikkat ediyorlar ki? Burunlarının ucunda olan şeylerden bile habersizler.”
Neye mi dikkat etmiyoruz? Mesela kaç kişi Taksim’de ara sokaklarda gezerken başını kaldırıp tüm yapıları incelemiştir? O kadar terk edilmiş ve üzerlerinde farklı dillerde sözcükler yazan eski yapı var ki. Bazılarında perde olduğu halde harabe ve neredeyse kullanılamaz durumda. J.K.Rowling’in deyimiyle biz “muggle”lar neye dikkat ederiz ki?
Bu dediklerimi dikkate alarak yürüdüğünüz rutin yolları tekrar adımlamanızı rica ediyorum sizlerden. Bakalım farklı olan nelerle karşılaşacaksınız? =)
Bu yazıyı yazmaktaki asıl amacım Harry Potter serisinin 6. filmi olan “Melez Prens” hakkındaki görüşlerimi belirtip birkaç öneri sunmaktı; ama felsefi bir seri olarak gördüğüm bu macera beni ele geçirdi birden =)
Geri dönecek olursak:
Filme İstinye Park’ta gittik; çünkü 3 boyutlu haliyle sadece orda varmış diye duymuştum. Sabah kalkıp, yer kalmaması ihtimaline karşı, en güzel görüş açısından aldım biletimizi. Heyecanlıydım. Yıllar önce, daha çocukken duyduğum heyecanı hissediyordum midemde. Erkenden İstinye Park’taydık ama ilk hüsran uzun sürmedi. Biletin basılı halini almak için gişeye gittiğimizde filmin sadece ilk 13 dakikasının 3 boyutlu olduğunu söylediler! Ölür müsün, öldürür müsün? İkisini de yapmadım. Ezberden dua okur gibi, hararetli dudak kıpırtılarıyla uzun bir süre deşarj olduktan sonra az da olsa sakinleştim. Size tavsiyem ise; her ne kadar ilk 13 dakika yazılar üstünüzden hatta içinizden geçse de, Harry, Hermione, Ron ve özellikle Dumbledore kankiniz gibi yanınızda dursa da verdiğiniz paraya değmiyor. İlla 3 boyut derseniz, IceAge 3 derim. İlk 13 dakikalık ağzı açık izlemeden sonraki, gözlüğün üzerinde çarpı işareti olan semboller çıkınca ekranda ve kaynak gözlüklerini çıkarmak zorunda kalınca insan, fazlasıyla canı sıkılıyor. Şekerini emmeye yeni başlamış bir çocuğun ağzından, şekerini çekmeye benziyor. Can sıkıcı… Birde unutmadan belirteyim ki, 157 dakikalık filmde hiç ara yok. Yani altınızdaki oturakla iyi anlaşmanız gerekiyor. Bu film; sabırsızlıkla beklediğim ve tüm dikkatimi kullanarak beynime işlediğim bir film olmasaydı, bu konudan fazlasıyla şikâyet ederdim kesinlikle; ama şikâyetçi olmasam da aşırı derecede saçma ve rahatsız edici bir uygulama olduğunu söylemeliyim.
Film hakkında konuşmak gerekirse:
Öncelikle söylemeliyim ki; kitabı okumayıp, sadece filmlerden takip edenler okumayı burada sonlandırsın. Çünkü izlemeye niyeti olanların sahip olduğu “ne olacak acaba” duygusunu kaybetmelerine neden olmak istemem. Kulaklarım çınlamasın sonra =)
Kitabı okuyanlar için diğer tüm filmlerde olduğu gibi, bu filmde aşırı yavan gelecektir. Haliyle her şeyi alamıyorlar filmin içine ama bu seviyedeki bir hayran kitlesine sunmaları gereken kesinlikle bundan fazlası! Dumbledore’un ölüm sahnesinde ağlamak isterdim; çünkü kitapta okuduğum sayfalar 2 gün yemek yiyemememe sebep olmuştu. Sanki biri en sevdiğim insanlardan birini çekip almıştı benden; ancak etkilemenin daha kolay olduğu beyazperde de bu duygusallığın ve acının yansıtılamamış olması gerçekten hayal kırıklığı yarattı bende. Hagrid’i çok az gördük, Ron’un tutuculuk yaptığı Quidditch (büyücüler tarafından oynanan bir spordur. Süpürge üstünde, uçarak oynanır.) maçı tek seferle geçiştirilmişti, bu ve daha pek çok önemli detaylar atlanmışken, hiçbir aşk macerası es geçilmemişti. Burada bile karşımıza çıkan aşırı öpüşme sahneleri gerçekten 3 ve 4 ten sonra can sıkıcı bir hal almaya başlıyor. “Anlatacak ve gösterecek o kadar ayrıntı varken NEDEN?” sorusunu sormamıza sebep olan yoğunlukta aşk(!) vardı filmde. Bu kadar aşka rağmen, Dumbledore’un ölümünden sonra Hogwarts’a yapılan saldırı ve geri püskürtülmeleri (tam olarak püskürtme diyemeyiz gerçi.) ise hiç işlenmemişti. Ellerini kollarını sallayarak çıkıyorlardı. Hagrid ile çarpışmaları, Harry’nin öfkesi, yoldaşlık mensuplarının okula gelmesi ve düellolar… hiçbiri işlenmemişti. Tam bir kopuk sahne. Bir okur-izleyici olarak bu tür sahneleri aşk sahnelerine tercih ederim. Tamam; serinin sonunda Harry, Ginny ile Ron ise Hermoine ile evleniyor; ama bunun için bu kadar altyapıya gerek yok diye düşünüyorum.
Bunların dışında, Severus Snape kesinlikle şahaneydi! =) Dumbledore kadar iyi bir karakter bence ve Alan Rickman ise karakterin hakkını veriyor. Astronomi kulesinde geçen Malfoy ile Dumbledore konuşmasından sonra olaya dâhil oluşu ve bakışları. Dumbledore’un “Severus, Lütfen” sözcüklerinden sonra “Avada Kedavra” lanetiyle iç parçalayıcı olması gereken sahnelerin gelmesi… Seriyi bitirenler bilir. Dumbledore’un son sözleri bir yalvarmayı değil, planı uygulaması için gereken telkini içeriyor.
Güzel sahnelerden biri ise; Harry ve Dumbledore’un birlikte gittikleri hortkuluk avı! Umduğumdan da güzel efektlerle birlikte, genele göre özen gösterilmişti. Kurtulmak için Dumbledore’un yaptığı büyü ise gerçekten etkileyiciydi. Malfoy’un yalnızlığı iyi işlenmiş, özel zaman ayrılmadığı halde izleyicinin gözüne sokmayı başarmışlardı. Keşke hepsi bir şekilde sığdırılmaya çalışılsaydı diyor içim; ama mantığım kabul etmiyor =)
Müjde ise; 7 film olan “Ölüm Yadigarları” nın 2 film şeklinde sunulacağı oldu. Umarım; son kitapta bile aşırı olmayan ayrıntılar, bari bu sefer okur-izler kitlesini tatmin eder. Ayrıca; olacaksa tamamı 3 boyutlu olurda, Harry ile aynı ortamda olmanın büyüsüne daha fazla kaptırırız kendimizi =D
Herkese muggle dünyasında mutluluklar dilerim =)

