8 ay
Yazar senarious | Kategori hikaye BUnlar | Tarih 27-08-2009
0
Bu sabah yüzüme vuran güneşin ışıklarıyla uyandım, tıpkı eskisi gibi. Hani beni uyandıramadığın zamanlar önce üzerimden yorganı çeker, sonrada birden açardın ya perdeyi. Beni homurdana homurdana kalkmak zorunda bırakırdın. Sabah güneşinin vurduğu saçlarına yeniden aşık olurdum her kalktığımda. Hiç kızmazdım sana, kızamazdım ya. Saydım 8 ay olmuş sen perdemi açmayalı. Bu gün, ki bu neye işaretse, perdelerin arasından süzülen ufacık bir ışık süzmesi uyandırdı beni. Sensindir diye zıpladım yatağımdan. Belki şu son 8 ay koca bir kabustur diye. Ama ne yazık altın sarısı saçların karşılamamıştı beni bu sabah. Yine…Kalktım, biraz gezindim evin içerisinde. Ne kadar dağınık, ne kadar pis. Tıpkı benim gibi. Oysa sen varken ne kadar güzeldi bu ev hatırlıyor musun? Ne kadar temiz ve düzenli… Şimdi her yere baktığımda utanç kaplıyor içimi. Sen yoksun ya ortalık darmadağın. Sen yoksun diye bende ortalık gibi darmadağınığım.
Aynaya bakmayalı ne kadar uzun zaman olmuş. Senin o hiç sevmediğin sakalım uzamış, saçlarım birbirine girmiş. Hatırlıyorum da en son aynaya baktığımda ağlamaktan şişmiş gözlerim vardı. Bak o hiç değişmemiş. Son 8 ayın izleri yüzümde… Sorma onları… Sen görsen ne derdin bu aynadaki ben için diye düşündüm. Herhalde bağırırdın bana. Hiç sevmezdin ya dağınıklığı, pasaklığı. Sonra elime bir makas aldım kısalttım sakallarımı. Elim saçlarıma da gitti de cesaret edemedim. Ortalığa baktım da sonra. Düzelmeyecek gibi değildi. Onuda topladım. Perdeyi açtım sonunda. Üzerine temiz kıyafetler giydim. Birde kıravat geçirdim boynuma. Dışarıya çıktım, hayata uzun süredir ilk defa kimse zorlamadan. Gittim bir buket çiçek aldım sana en sevdiğinden. Kıpkırmızı bir buket çiçek. Sonra renkleri ilk defa kan kustuğun günü aklıma getirdi. Hani sen ağlayarak bana bakıyordun. Bende ne yapacağımı bilmeden öyle dona kalmıştım. Aklımdan çıkarmaya çalıştım bu hatırayı. Çiçekler seni mutlu etmek içindi. O günleri hatırlamak için değil. Zaten sen 8 ay boyunca kendime işkence yapmamı istemezdin eminim. Seni unutup da devam etmemi, mutlu etmemi isterdin. Biraz uzatarak yürüdüm yolu. Hala kabullenememiş olduğumdandır eminim. Yine de dönüp dolaşıp karşına geçtim. “Bu buketi sana getirdim” dedim mezarının önünde. Biraz düzenledim mezarını. Bir iki otu yoldum. Bu kadarcık işten bile yoruldum ki sen evi nasıl düzenli tutuyordun bilmiyorum. Aklıma son konuştuğumuz gün geldi. Değişmiştin doktorlar sana yapacakları birşeyin olmadığını söylediklerinde. Aylarca direndiğin hastalık o gün ele geçirmişti seni. Birlikte sessizce televizyon izlerken, o gün birbirimize bakmak zor gelmeye başlamıştı sanırsam, bana dönüpte; “Unut beni.” demiştin. Kendince nasihat verecektin bana, ama gözyaşların yarıda kesmişti onu da. Ama yinede bana söz verdirmiştin. “Unutacaktım” seni.
İşimi bitirip ayağa kalktığımda söyleyecek hiçbir kelimem olmadığını fark ettim. Ne bir hoşcakal, ne bir görüşürüz, ne de bir seni seviyorum. Hepsi anlamsızdı. Sonunda “Özür Dilerim.” de karar kıldım. Neden biliyor musun. Çünkü sana yalan söylemiştim o gün. Seni unutmayacaktım, unutamayacaktım. Boş kalan ellerimi cebime soktuktan sonra yürümeye başladım şehrin sokaklarında. Bugün pazardı ve ben sensiz gidecektim sinemaya.

