“Kulak Tıkanması Gereken Şeyler Anlatanlar”
Yazar M.Gökay Borulday | Kategori Yeniden doğmak, için,dışa vurumu | Tarih 07-09-2009
1
Zamanda yolculuk yapın biraz ve bana kulak verin; çünkü ben yıllar öncesinden gelen küçük bir çocuk benliğiyim! Sizin yaşadığınız hayatı bilmem, ama çok özenirim. Birbirinize duyuyormuş gibi yaptığınız “saygı”ya ve hiçbir şey bilmeyen(!) küçük çocuklara karşı kurduğunuz su götürmez otoriteye. Bende sözümün dinlenmesini isterim; ancak büyümem gerektiği söyleniyor her seferinde. Halbuki size hayatın sırrını verebilecekken beni susturuyorsunuz da farkında değilsiniz…
Susmaktan öğrendim konuşmadan ve karşılıksız can kulağıyla dinlemeyi. Çok şey dinledim kulaklarımı tıkamamı gerektiren; ancak tıkayamadım ve hepsini özümseyerek dinledim. Hayata dair çok önemli sırlar biliyordum da, aklıma giren kulak tıkanacak şeyler yüzünden hepsi alındı benden. Büyüyordum! Tüm sırlarımı bıraktım ve büyümeye başladım. Büyüdükçe sırlarımda alındı. Sırlarım alındıkça hem büyüdüm hem de sırları olanlara karşı bilmişliğim arttı. Kıskanıyordum sanırım sırları olan küçük yaratıkları. Kıskandığımdandır ki her söyledikleri saçma ve dinlenmeyecek şeyler gibi geliyordu bana. Her seferinde kulak tıkamaları gereken şeyler anlatmaya başlamıştım onlara ve onlarda kulaklarını tıkayamıyorlardı bir zamanlar benim tıkayamadığım gibi… Çünkü benim ellerim onların ellerinden daha büyüktü ve korkuyorlardı.
Büyümeden önceydi misketlerimi “bilye” diye çağırdığım zamanlar. Büyümemiştim o zamanlar, oyunda kaybettiğim bilyelerime geceler boyu ağlarken. Benden daha dertli kim olabilirdi ki bu dünyada? 100 tane misketimi tek seferde kaybetmiştim hem de tek atış yapamadan… Bana daha büyük bir dert söyleyebilir mi siz kulak tıkanacak şeyler anlatmaya bayılanlar? O bilyeleri kısa pantolonumla sokaklarda tozların içinde boğuşarak, saatler boyu güneş altında koşturarak, koştururken düştüğümde parçalanan dizimin ağrısına ve kanına aldırmayarak kazanmıştım. Günlerce ceplerimde taşıyıp, kirli kirli eve gittiğimde yediğim fırçadan sonra sokulduğum banyoda, ilk onları yıkamıştım. Toprak üstünde duruşları bile görkemliydi. Tepeden saldıran güneşin tüm ışınlarını nasılda param parça ederek renklerle eğlendiriyorlardı beni. Hanginiz başarabilmişti ki bunu? Kulak tıkanması gereken şeyleri anlatırken, hanginiz tebessüm ettirebilmişti bana? Yada hanginiz kaybettikten sonra devam edip kazanmam gerektiğini anlatmıştı? Yüzümdeki kirden dolayı, ağladığımı hemen belli eden ve yanaklarım boyunca aşağı inen derin gözyaşı kanallarının amacını hanginiz anlamıştı acaba?..
Hepsini geri kazandım ama o bilyelerin. Uyuyamadığım gecelere saysınlar ki daha fazlasını da kazandım. O günden sonrada, kulak tıkanacak şeyler anlatılmaya devam edildi; ancak ben hepsini dinlemek zorunda kalsam da hiçbirini zihnimde biriktirmedim. Sadece kulaklarım duydu ve onlar unuttu. “Taso”larla oynarken de, onlar için ellerimle tahtadan kutu yaparken de hiç dinlediklerimden faydalanmadım. Çevirdiğim topaçlar hatırına, tüm “kulak tıkanacak şeyler” anlatanları bilyelerim adına affediyorum; ama sırlarımı çaldıkları için, hatırlamaya başladığım sırlarımdan hepsini men ediyorum.
Artık tüm kulak tıkanması gereken şeyleri anlatanlar bana fazlasıyla saygı duyuyor ve dinliyor tüm söylediklerimi; ancak her zaman olduğu gibi kulakları o kadar tıkalı ki, asla duymuyorlar ne söylediğimi… Hep olduğu ve ben sırlarımın hepsine sahipken bile birbirlerine yaptıkları gibi sadece rol yapıyorlar!


”Çevirdiğim topaçlar hatırına, tüm “kulak tıkanacak şeyler” anlatanları bilyelerim adına affediyorum; ama sırlarımı çaldıkları için, hatırlamaya başladığım sırlarımdan hepsini men ediyorum.” bende bende bende…